31 Ekim 2008 Cuma

Ice Tea

Bir Ice Tea çılgınlığıdır gidiyor nedir bu Ice Tea adından da anlaşıldığı gibi Ice tea, genelde bardakta buzla servis edilen şekerli soğuk çaydır. Genelde kutu içecekler arasında çok popülerdir. Ice Tea Lipton, Nestea, Arizona gibi markalar tarafından üretilir. En bilindik marka Lipton Ice Tea’dir. Ice Tea limon, şeftali, ahududu, nar, mango gibi tatlandırıcılarla karıştırılabilir ki en güzeli bence şeftali ve mangodur. Gerçek çaydan ayrı olarak şifalı içecekler soğuk olarak servis edilir ve şifalı buzlu çay olarak adlandırılır ve çok şekerlidir. Bir arkadaşımın iddiasına göre susama halinde sudan önce tercih edilmesi gereken içecektir çünkü içindeki şeker nedeniyle daha fazla dayanmanızı sağlar. Ice Tea’nin tatlandırılmamış olanı bazen düşük sıcaklıkta uzun süre demlenmiş çay yaprakları ile yapılıyor (5 dakika 80-100°C yerine 1 saat güneşte). Ek olarak bazen bir gece buzdolabında bırakılabilir. Ayrıca taze demlenmiş Ice tea de son zamanlarda çok fazla yaygın olmaya başladı toz halinde ve donmuş halde olanları da evde hazırlamak adına çok büyük kolaylıktır.

 KÜLTÜREL ÇEŞİTLERİ
  Avusturya
Avusturya’da en popüler içecek olan Ice tea yine en popüler olan “Rauch” firmasın tarafından üretilir.

 Belçika
Belçika’da 1978den beri var olan Lipton’un gazlı çeşitleri Ice Tea markası ile satılmaktadır. Ayrıca yine Ice Tea markası adı altında gazsız çeşitleri de sunulmaktadır. Diğer fabrikalar ise Ice Tea isminin varyasyonları ile piyasada yer edinmeye çalışmaktadırlar.

  Kanada
Kanada’da ise tatlandırılmış olarak tercih edilir, genellikle limon aroması ile tatlandırılır.

 Hong Kong
Hong Kong stili cafelerde buzlu limon çayı olarak bulunur. Kuvvetli siyah çay (örnek Seylan), metal demlikte uzun süre demlendikten sonra büyük bir bardak buz ile doldurulur ve isteğe göre birazcık şurup eklenir ve en sonunda bardağa sıcak İce tea dökülür. Karışımın üzerine bir dilim limon yerleştirilerek daha süslü bir şekilde servis edilebilir.

 Japonya
Japonya, dünyadaki en büyük Ice tea pazarlarındandır ve her yerde bulunan otomatik satış makinelerinde şişede ve kutuda satılmaktadır. Japonların Ice Tea si genellikle sıcak çay gibi yeşil çay ve güzel kokulu bir çeşit siyah çay ile pazarda bulunmaktadır. Genellikle lezzetlendirilmemiş ve tatlandırılmamıştır. Suntory, Kirin ve Coca-Cola şirketleri en büyük Ice Tea üreticileridir. Lipton, dünyanın en büyük Ice tea firması, siyah çayı baz alarak Suntory ve Morinaga firmaları ile ortaklaşa bir çok ürün sunmaktadır.

 Türkiye
Geleneksel çay içici olan ülkemizde Ice Tea yeni olmasına rağmen popüler bir yaz içeceği olarak yerini aldı. Şahsen ben çayı pek fazla sevmememe rağmen Ice Tea’yi büyük bir zevkle içiyorum. Özellikle mango ve şeftali aromalı olanlarını da denemenizi tavsiye ederim.

 İngiltere
İngiltere de Ice tea çok popüler bir meşrubat olmaya başladı. Lipton gazlı içeceklerini Belçika da sattığına benzer bir şekilde sattı ama 90’ların ortasında raflardan kayboldu. Günümüzde Lipton gazsız Ice tea leri ile Nestea’nin ardından raflarda yerini aldı.

 Amerika
Amerika da genellikle sıcak eyaletlerde Ice tea gazlı alkolsüz içeceklere iyi bir alternatiftir. Restoranlarda, alışveriş merkezlerinde, otomatik satış makinelerinde ve bakkallarda mutlaka bulunur.      

 

 

29 Ekim 2008 Çarşamba

İskenderiye Feneri (The Pharos of Alexandria)

İskenderiye Feneri MÖ 3. yüzyılda ( MÖ 285 ile 247 yıları arasında)  İskenderiye de Faros adasına inşa edilmiştir. İlk önce Mısırlıların limanını işaret etmekteydi daha sonraları deniz feneri olarak kullanıldı.

115–150 metre arası yüksekliği ile yüzyıllarca dünyanın en yüksek insan yapısı olarak değerlendirilmiş ve antik çağın yedi harikasından biri olarak sayılmıştır. İki büyük piramitten sonra ( Khufu ve Khafra) antik çağın 3. en yüksek yapısı olduğu varsayılıyor.

Faros İskenderiye kıyısında ufak bir adadır. Faros insan yapımı bağlantı ile anakaraya birleştirilmiştir ve bu bağlantıya Heptastadion ismi verilmiştir. Mısır sahilinin çok düz olmasından dolayı zamanında yön bulmada sınır işareti olarak kullanıldı. MS 1. yüzyıldan itibaren(Roma zamanı) ateş ve yansıtıcı aynalarla deniz feneri olarak kullanılmaya başlandı. O zamanlarda Faros sadece bir sınır işareti veya deniz feneriydi.

Deniz feneri MÖ 3. yüzyılda tamamlandı ve Mısırın ilk Makedon generali Büyük İskender tarafından gerçekleşen açılış töreniyle tanıtıldı. Deniz feneri önce 956 sonra 1303 ve 1323 depremleriyle çok kötü zarar gördü. Tam olarak tanımlanması Arap gezgin Abou Haggag Youssef Ibn Mohammed el-Andaloussi tarafından bu adaya turist olarak gelmesiyle 1166 da yapılmıştır. Tanımına göre “Fener, adanın sonunda bulunmakta. Bir kenarı 8,5 metre genişliğinde olan kare bir yapıdır. Doğu ve güney kısımları hariç deniz tarafından çevrelenir.6,5 metre yüksekliğinde bir platformda bulunmaktadır. Deniz tarafında bu yükseklik daha fazladır. Çok iyi şekil verilmiş taşlar kullanılarak yapılmış sağlam bir yapıdır. Denize bakan kısmının arkasının güney kısmında benim okuyamadığım eski dilde bir yazı vardır. Deniz ve rüzgâr tarafından yazılar iyice aşınmıştır. Yazıdaki bir A harfi 54 cm yüksekliğindedir.”

Deniz fenerinin yaklaşık 56 km den görüldüğüne dair kanıtlar vardır. Teyit edilmemiş bir efsaneye göre deniz fenerinin ateşi düşman gemilerini sahile ulaşmadan yakarmış.

Açık renkli büyük taşlar 3 katman olarak yapılmıştır. En alt kare kısım merkez çekirdek, orta sekizgen kısım ve üst kısım daireseldir. Zirvesindeki ayna gün boyunca güneş ışığını yansıtmakta ve geceleri ateş yanmaktadır. Deniz fenerinin duvarları, denizin tarafından aşınmamak için eritilmiş kurşunla kaplanmıştır. 1303 ve 1323 yıllarındaki depremlerden çok büyük zarar görmüş ve Arap gezgin Ibn Battuta’nın dediğine göre içine girilemez hale gelmiştir. 1480 yılında tamamen kaybolmuştur ve düşen taşlarından Mısır sultanı Qaitbay bir ortaçağ kalesi yaptırmıştır. Kalan taşlar Qaitbay Kalesinin etrafında çok açık görülebilir olarak kalmıştır.

19 Ekim 2008 Pazar

Kinder sürpriz

İçi monte edilen oyuncaklı, sütlü dolgulu, sütlü çikolata…

Kinder sürpriz, kinder yumurta olarak da bilinir. Kinder yumurtanın dışı çikolata kaplı içi ise çocuklar için montaj gerektiren ufak bir oyuncaktan oluşmaktadır. Kinder surprise 1972 yılında İtalya’da çıkmıştır. Üreticisi İtalyan Ferrero’dur. Oyuncaklar hem fabrika içerisindeki tasarımcılar ve dışarıdan serbest çalışan tasarımcılar hem de dünya çapında birçok fabrika (örnek olarak Ruggero ve Valerio Aprile kardeşlerin İtalya’nın Turin şehrindeki Produzioni Editoriali Aprile isimli ufak fabrikası) tarafından tasarlanmaktadır. Aynı zamanda Almanya’da da birçok fabrikada üretilmektedir. Bu oyuncaklar çocuklarda koleksiyon bilincini ve merakını geliştirmektedir.

Süper tasarım harikası oyuncakların çıktığı bazen tek parça oyuncakların da bulunduğu beni çikolatasından çok bu oyuncakların ilgilendirdiği yumurta görünümlü çikolatadır. Dıştan içe doğru açıklayacak olursak; kinder yazılı jelatin kılıf, toplam süt oranı %32, toplam kakao oranının ise %15 olduğu yumurta görünümlü çikolata, yumurta şeklinde sarı kapsül, bir adet internet sürpriz adlı kampanya kodunun yer aldığı tanıtım kupürü, bir adet 35 farklı dilde yazılmış uyarı yazısı ( dikkat, okuyun ve saklayın: Küçük parçalar yutulabilir veya nefes borusuna kaçabilir.), bir adet oyuncağın yapım planlarının yazılı olduğu resimli ufak kağıt ve oyuncak parçaları yer almaktadır.

Kinder oyuncakları, oyuncak delileri için aynı zamanda mükemmel ve ideal birer koleksiyon aracıdırlar. Bu yüzden bu oyuncaklarla koleksiyon yapanlar arasında başarılı bir değiş tokuş pazarı çok popülerdir. Özellikle Almanya ‘da oldukça yaygındır. Çünkü buradaki fabrikalarda üretilen oyuncakların diğer ülkelerdekilere göre daha yüksek kaliteli oldukları söylenir. Durum böyle olunca fanatik koleksiyoncular arasında en değer verdikleri oyuncak serilerinin bir üyesinin eksik olduğu durumlarda o oyuncağa sahip olabilmek için servet ödemeye kalkışanlar bile olabiliyormuş. Ayrıca bu oyuncakları üreten fabrikaların serilerin içinde yer aldığını gösteren bazı oyuncakları piyasa sürmediklerini duymuştum. Bunun sebebi ise seriyi tamamlamaya çalışan biz değerli koleksiyoncuları daha çok kinder çikolata satın almaya teşvik etmek olduğunu düşünüyorum.

Kinder yumurtanın oyuncakları, 3 yaşın altındaki çocukların ufak parçalarını yutabilecekleri için uygun değildir. Amerika Birleşik Devletleri hariç dünyanın her yerinde satılmaktadır. Amerika’da 1938 Federal yiyecek ilaç ve kozmetik kanununa göre şekerlemedeki besleyici olmayan ürünler içerdiği için yasaklanmıştır. Buna rağmen Amerika’da yasadışı olarak bazı dükkanlarda İngiliz ve Avrupa şekerlemeleri ile birlikte satılmaktadır. Ayrıca bazı ülkelerde özellikle Noel yakın zamanlarda devekuşu yumurtası büyüklüğünde ki versiyonlarının da olduğunu duydum.

Kinder çikolata bir anlık mutluluktur, çocuk olma sevincidir, şımarıklıktır. Her sarı kapsülü açarken yaşadığınız o kısa süreli merak, içinden hangi oyuncağın ve ya tamamlamaya uğraştığınız bir serinin hangi üyesi çıkacağını tahmin etmeye çalıştığınız farklı bir heyecandır. Her ne kadar üzerinde her zaman yeni, benzersiz ve heyecan dolu oyuncaklar yazsa da içinden daha önceden sizin sahip olduğunuz bir oyuncak çıkmışsa eh bir dahaki sefere deyip dudak büktüğünüz ya da diğer arkadaşlarla değiş tokuş yapılır ümidiyle köşeye koyduğunuz oyuncaklarla da karşılaşmamamız mümkün değil. Bir dolu tasarım harikasını içinde bulunduran kinder oyuncakların ben de ilginç koleksiyoncularındanım. Curcuna krallığının asil üyeleri, gece parlayan fosforlu hayalettalar, birbirinden renkli ufak maymunlar, şirin itfaiyeci bebekler, ortaçağa ait yakışıklı şövalyelerin ve güzel hanımefendilerin bulunduğu krallık, sevimli köstebek serisi, çıtırdak korsanlar ve görkemli gemileri, müzisyen siyah karıncalar, güneşte renk değiştiren komik denizanaları, renkli hayvanlar serisi, uçaklar, arabalar, savaşçılar, yapbozlar… Daha sayamadığım ve isimlendiremediğim nice kinder oyuncaklarımın hastası olduğumu ve onlar için ayrı bir odamın bile bulunduğunu ve düzenli bir şekilde dizildiğini belirtmek istiyorum. Koleksiyon çılgınlığı böyle bir şey olsa gerek…

17 Ekim 2008 Cuma

Futbol

Futbol kelimesi İngilizce football kelimesinden dilimize uyarlanarak gelmiştir. Takım oyunu olan futbol, Avrupa ve Güney Amerika’da erkekler tarafından çok ilgi gören bir spordur. Futbolu kim buldu peki. Yüzde doksanımız bu soruyu İngiltere diye cevaplayacaktır(bugüne kadar bende böyle biliyordum).Bilinenin aksine tarihçiler Çinlilerin binlerce yıl önce deri toplarla futbol oynadıklarını söylemektedirler. Futbolun Avrupaya gelişi MÖ 3. Yüzyılda Romalılara dayanır. Bu yıllarda Fransa’da öyle tutmuştur ki şehirler arasında kavgalar çıkmıştır. Bu sebeple 10. Yüzyılda yasaklanmıştır. Bugün oynadığımız futbol ise 19. Yüzyılın sonlarında İngiltere’de kurallara bağlanmasıyla kurumsallaşmıştır.

Futbol sahası uzunluğu 90–120 metre, genişliği 45–90 metre olan dikdörtgen bir alandır. Oyun sahası üzerindeki çizgiler beyaz ile boyanır, karlı havalarda bu çizgiler siyah boyanır. Futbol sahasının uzun kenarı taç çizgisi, kısa kenarı ise kale çizgisidir. Futbol sahası taç çizgilerinin ortasından orta çizgi ile ikiye ayrılır. Bu orta çizginin tam ortası merkez olmak üzere 9.15 metre yarıçaplı çember ile çizilmiş bölge orta yuvarlak olarak adlandırılır. Maça başlayacak takımın iki oyuncusu bu merkez noktada oyunu başlatırken diğer oyuncular bu çemberin dışında ve her takım kendi yarı alanında olma zorundadır. Dikdörtgen sahanının her köşesinde en az 1,5 metre olan direğe tutturulmuş bayraklar vardır. Kale çizgisinin ortasında kale bulunur. Kalenin genişliği 7.32 metre yüksekliği 2.44 metredir. Ceza alanı, kale çizgisinin ortasından, kale çizgisine bitişik 40.32 ye 16,5 metre boyutlarında bir dikdörtgendir. Ceza alanının içinde kalenin önünde 18.32 ye 5,5 metre boyutlarında altıpas diye adlandırılan bir bölge vardır. Penaltı noktası,  kalenin ortasından 11 metre uzaktadır ve top büyüklüğünde bir nokta ile işaretlenmiştir. Ceza yayı ise merkezi penaltı noktası, yarıçapı 9.15 metre olan çemberin ceza alanının dışında kalan yaydır.

Futbol, 1 i kaleci olmak üzere toplam 11 futbolcudan ile oluşan iki takım ile oynanır. Bir maçta en fazla 3 oyuncu değiştirilebilir. Futbol 4 hakem ile yönetilir.2 tanesi taç çizgilerinde bir tanesi sahada ve 4. hakemde orta hakemin sakatlanması durumunda onun yerine geçecek hakemdir. Bir futbol maçı arası 15 dakika olan iki 45 dakikalık bölümlerden oluşan toplamda 90 dakikalık süredir.

Bu kadar teorik bilgiden sonra Türk erkeğinin vazgeçilmez eğlencesidir futbol. Hele o derbiler yok mudur. Nefesler tutulur ve 90 dakikanın sonunda yenilen takımın taraftarlarında bir sıkıntı başlar. Onlar için ertesi gün işe, okula gitmek hatta sokağa çıkmak bile çok zor gelir. Peki, nedir bizi bu oyuna bu kadar bağlayan. Belki bizi bir nebze gerçek hayatın dışına atarak streslerimizden uzaklaştıran belki de o 90 dakika içinde yenik durumdayken son 5 dakika içinde takımın öne geçmesi ile değişen sonucun heyecanıdır. Büyüklerimizin dediği gibi maç 90 dakikadır ve son düdük çalmadan ne olacağına dair kesin bir hüküm getirilemez. Buna en iyi örnek (aranızdan futbola meraklı olanlarınız mutlaka hatırlayacaklardır) 2004 – 2005 sezonu Liverpool ile Milan kulüpleri arasında oynan şampiyonlar ligi finalidir bence. İstanbul’da oynanan maçta ilk yarıyı 3–0 önde tamamlayan Milan için maçın yorumcusu Fatih Terim bile devre arasında “Milan garantiledi”, “Bir İtalyan takımı bu dakikadan sonra maçı vermez” diyordu. Fakat ikinci yarının başlamasıyla 7 dakikada 3 gol bulan Liverpool maçı eşitleyerek penaltılara taşıdı. Penaltılarda gülen taraf Liverpool oldu. Bazen düşünüyorum acaba bizde küçük yaşlarda futbol yerine basebol veya Amerikan futbolu oynayarak ve izleyerek büyüseydik bizde sevebilir miydik bu oyunları. Ama biz futbol ile büyüdük, iyi ki de öyle olmuş diyorum yoksa futbolsuz bir hayat çekilemez.

Çin yemekleri

Çin yemeklerini yemek deyince durup bir düşünmek gerek, dış görünüşleri güzel olabilir fakat içinde ne olduğunu da bilmek gerekir diye düşünüyorum. Her bulduğu hayvanı kesip-pişirip ve chopstick denilen çubuklarla nasıl yedikleri de bir o kadar da garip olsa gerek. Genelde yemeklerini kızartarak ve buharda pişirerek yemeyi severler ve Wok denilen şeylerde pişirilir yemekler. Chopstick, sert plastikten ya da kemikten üretilir. Japonlarda bu tarz çubuklarla yerler yemeklerini fakat arasında bulunan tek fark Çinlilerin yediği çubuklar ince yuvarlak veya kare, Japonların yedikleri ise ucuna doğru sivrileşiyor dolayısıyla yemek daha kolay olur. Bunun yanı sıra Japonlar bu çubuklarla saçlarını da çok rahat bir şekilde toplayabiliyorlar. Çinlilerde batılı yemek mekânlarında çatal kaşıkla yemek yenildiğini gördüklerinde tuhaf karşılıyormuşlar. Chopstick denilen edevatı masanın üzerine bıraktıklarında bir daha kullanmazlarmış çünkü Çin restoranlarında masalar kirli kabul edilirmiş dolayısıyla da üzerine bırakılınca pislenirmiş.

Çin’de yemekler Lazy Susan denilen dönen bir sehpa üzerinde duruyorken siz istediğinizi seçiyormuş ve iki bölüme ayrılıyormuş canlı hayvanlar (ahtapot, solucan vb.) diğer tarafta cansız-kızartılmış hayvanlar. Çinlilerin iğrenç olan en meşhur vazgeçilmez yemekleri,  kebap, salyangoz, karınca çorbası ve bayılarak yedikleri denizanasını haşlayıp üstüne yağda kızartılmış karıncaları döküyorlarmış yok böyle bir saçmalık. Neden bütün hastalıkların Çin ve o bölgelerde çıktıkları belli her bulduğunu yersen… Ve ayrıca kedi köpek etini de hiç çekinmeden yedikleri de söylenir. O zaman buradan çıkan sonuç sokakta hiç kedi veya köpek dolaşmıyordur herhalde gördükleri kedileri kesip yemeleri çok doğaldır. İzlediğim bir belgeselde Çinliler yemek istedikleri hayvanları canlı olarak seçiyorlar ve nasıl istediklerini garsona söyledikten sonra tabaklarda hayvanı istenilene göre kızarmış veya ortadan ayırıp içine istenileni doldurup getiriyorlar. Bir nevi bizim kumpir gibi bir şey oluyor. Tatlı olarak ise maymun beynini suda haşlayıp yediklerini de belgesellerde görmüştüm. Ama ne ilginçtir ki tüm bunların yanında asla domuz eti yemezler. Çin mutfağında ekmek yoktur onun yerine buharda pişirilmiş pirinç yerler ve önemli yemek ziyafetlerinde pirinç şarabı içerler. Tabii bunun yanı sıra çok lezzetli olan yemekleri de vardır. Çin mutfağının meşhur yemeklerinden biri olan “Fried Rice” Türkçede kızarmış pilav olarak kullanılmaktadır bazı restoranlarda ise üç renkli pilav denildiği de oluyor. Çok çeşitli soslar ve kendilerine özgü baharatlarla yemeklere değişik tatlar getirirler. Yemek yemeyi sürdürürken yanında çay içmeleri de olağandır.